Sağlık bilgileri, sağlık diyet, sağlık sitesi                                                                      

cinsel sağlık, sağlık hizmetleri, anadolu sağlık, sağlık ürünleri, diyet, dietband, sağlıklı diyet, sağlık kuruluşları, sağlık sigortası, sağlık raporu, sağlık ocakları

 Akupunktur
 Alerji hastalıkları
 Anestezi
 Aşılar ve bağışıklılık
 Bebek bakımı
 Bebek Çocuk Sağlığı
 Besin takviyesi
 Beslenme - Obezite
 Böbrek hastalıkları
 Burçlara göre diyet
 Cinsel hastalıklar
 Çevre ve sağlık
 Çocuk sağlığı
 Diğer konular
 Diş sağlığı
 Diyabet
 Diyet
 Egzersiz
 Enfeksiyon Hastalıkları
 Erkek sağlığı
 Estetik
 Fizik Tedavi
 Fiziksel engelliler
 Gebelik - Hamilelik
 Genel Cerrahi
 Genetik konular
 Gıda Katkı Maddeleri
 Göğüs Hastalıkları
 Göz Sağlığı
 Hafta hafta gebelik hamilelik
 Hipertansiyon
 İç Hastalıklar
 İlkyardım konuları
 Kadın sağlığı
 Kalp sağlığı
 Kanser
 Kulak burun boğaz
 Lazer epilasyon
 Menopoz
 Organ Nakli
 Ortopedi
 Plastik Cerrahi
 Radyoloji
 Ruh hastalıkları
 Sigara hakkında
 Spor ve sağlık
 Şifalı Bitkiler
 Uyku hastalıkları
 Üroloji & Bevliye
 Vajinismus
 Yaşlılık ve sağlık

sağlık meslek lisesi, sağlık bilgisi, sağlık resimleri, hamilelik videoları, doğum videosu, doğum videoları, sağlık ve çevre, sağlık ve temizlik, yanık tedavisi, yanık tedavileri, estetik ameliyatlar, ameliyat olmak, diyabet doktorları


Diğer konular
AIDS Nedir


AIDS bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Mikrobu HIV (hiv) adı verilen virüstür. HIV girdiği vucudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. Direnci azalan vücutta, HIV’in etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplar da hastalıklara neden olurlar.




*HIV Pozitiflik Nedir?

Kanında HIV virüsü bulunan kişilere HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.




Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?

HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir.Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virüsünün olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmemiz için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.

Danışmanlık Hizmeti Nedir?

HIV bulaşması, AIDS hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.

HIV’in Tedavisi Var mıdır?

HIV/AIDS’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir. Bu ilaçların çok pahalıdır.

HIV’in Dezenfeksiyonu Yapılabilir mi?

Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür. Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV’in öldürülmesi:
-Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60oC ‘de 30 dakika ısıtarak virus öldürülür.
-Sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği HIV’i 10 dakika içinde öldürür. Sodyumhipoklorid, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.
-Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV’in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.
Deri HIV’den Nasıl Arındırılır?

Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.





HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişininy aşam koşullarına ve vucut direncine göre, 3-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağıışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen yada ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlanan uçuk, pamukcuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, tüberküloz, akciğer hastalıkları gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bullunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda , HIV infeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.


Cinsel ilişki, kan ve anneden bebeğine olmak üzere üç yolla bulaşır.
Korunmasız cinsel ilişki ile bulaşır. Tüm bulaşmaların %80-85’i bu yolla olmaktadır. HIV kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında vagina, penis, anüs mukozası veya ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek; erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir. AIDS’ten başka cinsel ilişki ile bulaşan en önemli hastalıklar; bel soğukluğu (gonore), frengi (sifiliz) ve bulaşıcı sarılık (viral hepatit)dir.

-Kan ile bulaşır.

Tüm bulaşmaların %10-15’i bu yolla olmaktadır. AIDS hastasının ve taşıyıcısının kanında HIV bulunur.
HIV’li kanla bulaşma çeşitli şekilde olur:
*Kontrolsüz kan nakli ile bulaşır.
*Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş; şırınga, iğne, cerrehi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupuntur iğneleri, jilet, makas gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilir.
*HIV’li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamaların veya adet kanının penise, vaginaya ve ağıza teması ile bulaşma olabilir.

*Damar içi uyuşturucu kulananların
paylaştıkları iğne, enşektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olabilir.
*HIV’li organ, doku, ve sperm nakli ile de bulaşma olasılığı vardır.

Anneden bebeğine bulaşır.

Tüm bulaşmaların %3-5’i bu yolla olmaktadır. HIV, hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir. HIV pozitif kadının doğuracağı çocuğa HIV’ın geçme oranı %30 civarındadır. Gebe annenin tedavisi ile bu oran %7’ye düşmektedir. Sütle geçme oranı fazla olmamakla birlikte, HIV pozitif annelere emzirme önerilmez. Gebelik ve HIV ile ilgili bilgiler için AIDS Danışma Merkezine baş vurunuz.

HIV’in Bulaşmadığı Durumlar Nelerdir?

HIV günlük yaşamda, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz. HIV sağlam deriden geçmez.
*Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı;
*El sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, yanaktan ve elden öpme;
*Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon;
*Tuvelet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam;
*sirvisinek ve diğer böceklerin sokması, kedi köpek ve diğer hayvanlarla yaşamak, HIV’in bulaşmasına neden olmaz.





Cinsel ilişki önemli bir bulaşma yoludur.

HIV her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Güvenli yaşam kurallarına uyarak, cinsel yolla olabilecek bulaşmadan korunulur. Bu nedenle, cinsel ilişkide mutlaka koruyucu kılıf(kondom, prezervatif, kaput) kullanın. Kurduğunuz ilişkinin tehlikeli olmayacağını düşünseniz bile, prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. Koruyucu kılıf, cinsel hayatınızda en büyük dostunuzdur.
Çoğumuz HIV’ın hayat kadınlarında, uyuşturucu kullananlarda, eşcinsellerde bulunduğunu ve kendimize bulaşmayacağını sanırız. Ancak AIDS, belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. Hastalığın mikrobu olan HIV; cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeden herkese bulaşabilir. HIV, kişinin ya da cinsel eşinin HIV pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda kişiye ve eşine rahatlıkla bulaşabilir. HIV pozitif olan kişi,kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkide prezervatif kullanmalıdır.

Kontrolsüz kan nakline ve kan bulaşmış aletlerin kullanılmasına izin vermeyin.

-Kan naklinde AIDS testi yapılmamış kan asla kullanılmamalıdır. Test sonucu negatif olan kan kullanılmalıdır.
-Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne ve cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akapunktur iğneleri, jilet ve makası kesinlikle kullanmayın, size kullanılmasına izin vermeyin.
-Bedeniniz sizindir. ELISA testinde size uygulanacak işlemler sırasında aklınıza takılan soruları karşınızdakine sormaktan çekinmeyin.
-HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
-HIV’li sperm sıvısı, genital sıvı ve kan bulaşmış alet ve eşyanın yaralı dokuya teması ile de HIV’in bulaşabileceğini unutmayın. Yaralarınızı bantla kapatarak kendinizi koruyun.

AIDS’e Karşı Güvenli Cinsel Yaşam Nasıl Olmalıdır?
Cinsel Yaşamını güvence altına almak isteyenler için seçenekler;
-HIV taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak.
-Vaginal, anal, oral (kadın veya erkek) tüm cinsel ilişkilerde prezervatif kullanmak.
-Cinsel birleşme yerine; okşamak, öpmek, mastürbasyon veya masaj yapmak.

Cinsel yaşamda Bilinmesi Yararlı Bilgiler:
-Cinsel eş sayısının fazlalığının HIV bulaşma riskini artıran bir unsur olduğu bilinmelidir.
-Alkol ve uyuşturucular doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabilir.



TÜRKİYE’DE AIDS
Günümüzün en çok korkulan, buna karşın en çok göz ardı edilen hastalığı olan AIDS, gerekli önlemlerin etkili ve hızlı bir şekilde alınmadığı ülkelerde hızla yayılmaktadır. Dünyada her gün 16 bin kişinin AIDS virüsü ile enfekte olduğu düşünülürse ülkemizin de bu hastalıktan etkilenmeyeceği düşünülemez. Zira; Türkiye’de 31.12.1999 itibarı ile 983 vaka bildirilmiştir (Sağlık Bakanlığı verilerine göre).
Dünyada 1981 yılında ilk vaka saptandıktan sadece dört yıl sonra, 01.10.1985 tarihinde, Türkiye’deki ilk vaka bildirilmiştir. Ülkemizdeki ilk vakalar yurtdışında çalışan işçilerimizdi (I. Jenerasyon). Dolayısıyla ikinci grup vakaları dışarıdan gelen işçilerin yakınları oluşturdu (II. Jenerasyon). Üçüncü jenerasyonu ise yerli, Türkiye içi vakalar oluşturdu. Bugün ülkemiz vaka sayısını yılda %10 ve üzerinde arttıran ülkeler sınıfına girmektedir. UNAIDS ( Birleşmiş Milletler AIDS Komisyonu) tahminlerine göre ülkemizde 2500 civarında vaka olduğu düşünülmektedir.
Ülkemizde HIV ile enfekte olanların 318’i hastalık bulgusu olan AIDS vakasıdır. 665 kişi ise henüz bir hastalık belirtisi bulunmayan taşıyıcılardır. (Bkz. AIDS Vaka ve taşıyıcılarının yıllara göre dağılımı grafiği)
TÜRKİYE’DE AIDS VAKALARI ve TAŞIYICILARININ YILLARA GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)
YILLAR VAKA TAŞIYICI TOPLAM
1985 1 1 2
1986 2 3 5
1987 7 27 34
1988 9 26 35
1989 11 20 31
1990 14 19 33
1991 17 21 38
1992 28 36 64
1993 29 45 74
1994 34 52 86
1995 34 57 91
1996 37 82 119
1997 38 105 143
1998 29 80 109
1999 28 91 119
TOPLAM 318 665 983



HIV ile enfekte olan 983 kişinin dörtte üçü erkek (712), dörtte biri(271) ise kadındır. Başlangıçta HIV ile enfekte kadın sayısı çok az iken zamanla maalesef kadınlarda enfeksiyon görülme hızı artmakta ve ara kapanmaktadır. (Bkz. Grafik:HIV enfeksiyonunun yıllara ve cinsiyete göre dağılımı)
AIDS daha çok genç nüfusu etkilemektedir. Yıllar geçtikçe 15 yaş altı nüfusta ve hatta bebeklerde enfeksiyon görülme hızı artmaktadır. Ülkemizde de HIV ile enfekte 983 kişinin 511’i 20-34 yaşları arasındadır. 15 yaş altında 22 enfekte çocuk bulunmaktadır. Enfeksiyonu annelerinden alan 11 bebek bildirilmiştir.(Bkz.Grafik AIDS vaka ve taşıyıcılarının yaş ve cinsiyete göre dağılımı)

TÜRKİYE’DE HIV ENFEKSİYONUNUN YILLARA VE CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)
YILLAR ERKEK KADIN TOPLAM
1985 2 0 2
1986 5 0 5
1987 29 5 34
1988 25 10 35
1989 27 4 31
1990 27 6 33
1991 28 10 38
1992 56 8 64
1993 52 22 74
1994 65 21 86
1995 71 20 91
1996 83 36 119
1997 92 51 143
1998 76 33 109
1999 74 45 119
TOPLAM 712 271 983


AIDS VAKA VE TAŞIYICILARININYAŞ VE CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI
(31.12.1999)
YAŞ GRUPLARI ERKEK KADIN TOPLAM
0 5 1 6
1-4 2 3 5
5-9 2 4 6
10-12 3 0 3
13-14 1 1 2
15-19 11 15 26
20-24 83 62 105
25-29 128 41 169
30-34 154 43 167
35-39 90 22 112
40-49 93 26 119
50-59 46 19 61
60+ 23 11 34
TOPLAM 712 271 983


Ülkemizde de diğer ülkelerde olduğu gibi AIDS başlangıçta bir homoseksüel/ biseksüel hastalığı olarak görülerek yaklaşan tehlike göz ardı edilmiştir. Buna bağlı olarak hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de heteroseksüeller arasında da hızla yayılmıştır. HIV ile enfekte kişilerin yarıdan fazlası (563) virüsü cinsel ilişki ile almıştır. Sanıldığının aksine aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi homo-biseksüel cinsel ilişki ile virüsü alanların sayısı heteroseksüel yolla enfekte olanların sayısına göre çok azdır. Bulaşma yolu bilinmeyen ya da öğrenilemeyen 266 işinin de cinsel ilişki yoluyla enfekte olduğu tahmin edilmektedir. HIV ile enfekte kişilerin %11’i ise damar yolundan uyuşturucu kullananlardır. (Bkz.Grafik AIDS vaka ve taşıyıcılarının risk gruplarına göre dağılımı)

GEÇİŞ YOLU VE CİNSE GÖRE HIV ENF.DAĞILIMI
(31.12.1999)
GEÇİŞ YOLU ERKEK KADIN TOPLAM
Homo/ biseksüel erkekler 86 0 86
Damar İçi Madde Bağımlıları 83 5 88
Homo/biseksüel + D.İ.Madde Bağ 5 0 5
Hemofili Hastaları 9 0 9
Kan nakli yapılanlar 24 13 37
Heteroseksüel geçiş 274 202 476
Anneden bebeğe bulaş 7 4 11
Hastaneden geçiş 3 1 4
Bilinmeyenler 221 46 281
TOPLAM 712 271 983


Ülkemizde enfekte olan 983 kişinin 318‘i İstanbul’da, 246’sı yurtdışında, 87’si İzmir’de, 61’i Ankara’da ikamet etmektedir. Sağlık Bakanlığına illerden yapılan bildirimler incelendiğinde hiç vaka bildirmediği halde, HIV vaka ve taşıyıcılarının sürekli yaşadığı yerlere göre dağılımları yapıldığında, 0 vaka bildiren illerde ikamet eden HIV vaka ve taşıyıcılarının bulunduğu tespit edilmiştir.

AIDS VAKA VE TAŞIYICILARININ BİLDİRDİĞİ İLLERE VE SÜREKLİ YAŞADIĞI YERLERE GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)
İLLER BİLDİRİLEN
VAKA TAŞIYICI TOPLAM İKAMETGAH
VAKA TAŞIYICI TOPLAM
Adana 1 15 16 1 15 16
Afyon 3 2 5 3 2 5
Ağrı 0 0 0 0 1 1
Aksaray 1 1 2 6 2 8
Amasya 0 0 0 3 1 4
Ankara 61 102 163 24 37 61
Antalya 6 12 18 6 16 22
Artvin 0 1 1 0 0 0
Aydın 1 0 1 4 2 6
Balıkesir 2 1 3 4 3 7
Bayburt 0 0 0 1 0 1
Bilecik 1 2 3 1 1 2
Bolu 0 0 0 2 3 5
Burdur 1 2 3 1 3 4
Bursa 3 13 16 5 16 21
Çanakkale 1 0 1 3 3 6
Çankırı 0 0 0 0 1 1
Çorum 0 1 1 1 1 2
Denizli 2 2 4 5 1 6
Diyarbakır 1 0 1 2 0 2
Edirne 1 0 1 0 0 0
Elazığ 1 0 1 0 0 0
Erzurum 0 1 1 0 1 1
Eskişehir 2 5 7 2 3 5
Gaziantep 0 5 5 0 5 5
Giresun 3 3 6 2 3 5
Hatay 0 2 2 0 6 6
Isparta 0 4 4 1 2 3
İçel 4 4 8 2 6 8
İstanbul 153 363 516 98 220 318
İzmir 41 79 120 27 60 87
K.maraş 1 2 3 2 1 3
Karaman 1 6 2 2 5 7
Kastamonu 0 1 1 0 1 1
Kayseri 5 4 9 4 5 9
Kırıkkale 0 2 2 1 3 4
Kırklareli 0 0 0 1 0 1
Kırşehir 0 0 0 0 3 3
Kocaeli 2 5 7 4 8 12
Konya 3 1 4 3 0 3
Kütahya 0 1 1 1 1 2
Malatya 1 0 1 1 1 2
Manisa 4 0 4 1 6 7
Mardin 0 0 0 1 0 1
Muğla 0 1 1 3 3 6
Nevşehir 0 4 4 0 4 4
Niğde 0 0 0 0 1 1
Ordu 1 0 1 4 2 6
Sakarya 1 1 2 3 4 7
Samsun 2 4 6 2 4 6
Sinop 0 0 0 0 1 1
Sivas 0 0 0 4 3 7
Şanlıurfa 0 1 1 1 2 3
Şırnak 0 0 0 1 2 3
Tekirdağ 0 2 2 2 2 4
Tokat 0 1 1 0 1 1
Trabzon 5 2 7 2 3 5
Tunceli 0 0 0 1 0 1
Uşak 1 1 2 0 1 1
Van 0 0 0 0 1 1
Yalova 0 1 1 0 0 0
Yozgat 0 0 0 3 4 7
Zonguldak 1 1 1 1 2 3
Yurtdışı -- -- -- 67 179 246
TOPLAM 318 665 983 318 665 983
Türkiye’de tespit edilen HIV ile enfekte olan 983 kişiden %83’ü (823) Türk vatandaşı %17’si yabancı uyruklu kişilerdir. HIV ile enfekte yabancı uyruklular 44 değişik ülkenin vatandaşıdır. Birinci sırada Romen kadınlar (29), ikinci sırada ise Ukraynalı kadınlar (23) bulunmaktadır.

(Sağlık Bakanlığı verileri)
YABANCI UYRUKLU FUHUŞ ÇALIŞANLARINDA HIV SIKLIK HIZI 1994-1999
YILLAR SIKLIK/100.000 HIV + SAYISI HIV TEST SAYISI
1994 204.3 4 1958
1995 0 0 1646
1996 320.7 12 3742
1997 239.9 21 8753
1998 98.6 12 12163
1999 51.5 6 11645

TC.VATANDAŞI FUHUŞ ÇALIŞANLARINDA HIV SIKLIK HIZI (1994-1999*)* 1999 Yılı sonuçları geçicidir.
YILLAR SIKLIK/100.000 HIV + SAYISI HIV TEST SAYISI
1994 0 0 12122
1995 0 0 10514
1996 0 0 11843
1997 0 0 14664
1998 0 0 15629
1999 0 0 8086
Ülkemizde yürütülen Ulusal AIDS Programının temel amacı Türkiye’de HIV yayılımını önlemek ve AIDS’in sosyo-ekonomik etkilerini azaltmaktır.
Hedeflerimiz:
1- Risk altındaki nüfus başta olmak üzere toplumun AIDS’in bulaşma ve korunma yolları hakkında bilgilendirilerek korunmaya yönelik davranışların benimsetilmesi,
2- Kan ve kan ürünlerinin %100’ünün HIV yönünden kontrolünün sağlanması ve bu yolla bulaşların engellenmesi,

KAN VERİCİLERİNDE HIV SIKLIK HIZI (1990-1999) (1999 Yılı sonuçları geçicidir.)
YILLAR SIKLIK/100.000 HIV + SAYISI HIV TEST SAYISI
1990 0 0 652 639
1991 0 0 789 407
1992 3.56 36 1011 881
1993 13.68 47 343 627
1994 4.49 38 847 0010
1995 8.54 77 901 816
1996 6.96 73 1048 479
1997 1.79 37 2 067 185
1998 2.66 22 826 558
1999 4.16 25 601 043
3- AIDS hastası ve taşıyıcıların hak ve özgürlüklerinin gözetildiği sosyal bir çevre yaratmaya yönelik ve koruyucu önlemlerin yasal bir zemine oturtulması için gerekli hukuki, etik ve sosyal düzenlemelerin yapılması,
4- Ülkemizdeki hasta ve taşıyıcıların sayısı hakkında ve halkın AIDS konusundaki bilgi, tutum ve davranışını gösteren güncel ve güvenilir bilgilerin sağlanması,
5- Ülkemizdeki tüm HIV ile enfekte kişilerin tanı, tedavi ve bakımının standardize edilmesidir.


TÜRKİYE’DE HIV/AIDS’İN YAYILIŞI
AIDS Türkiye’de ilk defa 1985 yılında ortaya çıkmış ve ülkede yayılmaya başlamıştır. 1985-1987 yıllarında HIV/AIDS genellikle kan nakli yapılanlarda, damariçi uyuşturucu kullananlarda, yurtdışına giden işçilerde, yabancı ülkelere öğrenim amacıyla giden öğrencilerde ve turistlerde görülmüştür. Yurtdışında çalışan işçiler Türkiye’ye tatil için geldiklerinde eşlerine HIV’i bulaştırmışlar ve Türkiye’de yaşayan bir çok kadının da HIV ile infekte oldukları ortaya çıkmıştır. 1988-1990 yıllarında ülkeye gelen turist sayısında büyük artış olmuştur. Bu yıllarda yurt dışında çalışan işçiler, öğrenim için başka ülkelere giden öğrenciler, yurtdışına ticaret, seyahat veya ziyaret için gidenlerden de HIV infeksiyonu ile karşılaşanlar olmuştur.

Cinsellik, uyuşturucu madde kullanımı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi daha önce Türk toplumunda konuşulamayan konular, 1985’ten itibaren AIDS hastalarının ve HIV infekte kişilerin meydana çıkması ile sık sık tartışılmaya başlanmıştır. Özel TV kanallarının açılması ile çocuklar, gençler ve kırsal kesimlerde yaşayanlar cinsellik ve cinsel ilişkilerin çeşitleri hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Buna karşın Türk toplumuna cinsellik hakkında yeterli bilgi verilememiştir ve okulllarda cinsellik konusunda eğitime, ancak bu yıl bazı okullarda başlanabilmiştir.Ancak bütün okullarda eğitime tam anlamı ile açıklık getirilmediğinden, öğrencilerde korkusuzluk ve çekinmezlik henüz aşılamamıştır.

1991-1993 yıllarında Doğu Avrupa ülkeleri, Romanya, Rusya, Gürcistan ve bunlara komşu ülkelerden büyük sayıda turist Türkiye’ye bavul ticareti amacıyla gelmiştir. Bu kadınlar arasında paralı cinsel ilişkiye girenler de olmuş ve HIV’in bu yolla Türkiye’de fazla sayıda yayılacağı spekülasyonları yapılmıştır. Ancak yapılan bazı bilimsel çalışmalarda İstanbul’da ve Karadeniz kıyılarında seks ticareti yapan ve test uygulanan kadınlarda bel soğukluğu ve frengi gibi hastalıklar ile karşılaştırıldığında HIV pozitifliğinin çok az olduğu saptanmıştır. 1992 yılından itibaren İstanbul’a Afrika ülkelerinden bazı zenci gruplar gelmiştir. Bunların bazılarının uyuşturucu kullanırken veya satarken yakalandıkları ve bir kısmının kan muayenelerinde anti HIV testlerinin pozitif olduğu medyada yer almıştır. 1994-1996 yıllarında da Türkiye’nin büyük şehirlerine, Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyı kentlerine fazla sayıda turist gelmiştir. Önceki yıllarda medyanın sık sık üzerinde durduğu turistlerden HIV bulaşması yayınlarına 1994’ten sonra basında fazla rastlanmamıştır. Buna karşın bazı TV yayınlarında AIDS’ten bahsedilmiştir. Ancak bu oturumlarda sorunlara çözüm getirebilecek düşüncelerin kişi özgürlüğüne ve evrensel insan haklarına saygılı olarak irdelenmesi yerine, çoğu kez gelişigüzel seçilmiş konuşmacılar yüzeysel düşüncelerini ifade etmeye çalışmışlardır. AIDS konusunda düzenlenen maske takılmış HIV infekte kişilerin ekrana çıkarıldıkları TV programları ise yapılmaması gereken ayrımcılığı ve damgalamayı göstermiştir. Toplum içinde yaşayan ve diğer insanlar tarafından kucaklanması gerektiği imajı yerine HIV infekte kişileri toplumdan farklı göstermeye çalışan bu programlarda söylenen yanlış bilgiler ve mesajlar bir çok izleyicide sonradan düzeltilmesi güç kalıntılar bırakmıştır. TV programlarının birkaç gün içinde acele ile ya da uzmanlara danışılmadan yapılmaları programın kalitesi sorununu gündeme getirmektedir. AIDS gibi en önemli sağlık sorunu konusunda program yapımcısının konunun uzmanları ile görüşüp, konuşmacıları birlikte seçerek bilimsellikten ayrılmadan topluma doğru bilgileri ve mesajları aktaracak, sorunlara çözüm önerebilecek programlar yapmaları toplum için yararlı olabilmektedir. 1999-2000 yıllarında bazı TV programları bu şekilde hazırlanmış ve topluma çok yararlı mesajlar vermişlerdir.

Diğer ülkeler gibi, HIV Türkiye’ye de yerleşmiştir. Türkiye’de bulunan HIV’ li kişilerden diğer kimselere cinsel yolla HIV bulaşmaları olabilmekte; HIV’ li kan veya kan ürünlerinin şırıngası ile de HIV bulaşmaları meydana gelmektedir. Bugüne kadar anneden çocuğa HIV bulaşması çok az sayıda tespit edilmiştir.

Toplumumuzda HIV bulaşmasının önlenmesi için korunma konusunda bilgilendirme yöntemlerinin toplumun çeşitli kesimlerine götürülmesi çalışmaları kesinlikle ihmal edilmemeli ve özellikle gençlerin eğitimine önem verilmelidir.


HIV İNFEKSİYONLARININ LABORATUVAR TANISI

Günümüzde, HIV infeksiyonlarının tanısında, kısaca “serolik yöntemler” olarak tanımlanan laboratuvar tekniklerinden yararlanılır. Tüm Dünyada, tarama ve tanı amacıyla başvuranlar ilk uygulama, HIV ile infekte olan bireyler de bir süre sonra ortaya çıkan ve etken virusa karşı oluşan spesifik ANTİ-HIV antikorlarının ELISA tekniği ile gösterilmesidir. Organizmanın, vücuda giren yabancı etkene karşı oluşturduğu Anti-HIV antikorlarını sentezlemesi için bir süre gereklidir; işte bu nedenle şüpheli bir temastan hemen sonra, bu testi yaptırmanın anlamı yoktur; çünkü, böyle bir yola baş vurulur ise, aranan antikorlar henüz oluşmadığından, virus ile temas edilmiş olsa bile, test sonucu “yalancı negatif” olarak belirlenecektir.HIV virusu ile infekte olduğunu düşünerek test yaptırmak isteyen kişilere, temastan 3 ay sonra test yaptırması önerilir. Bu süre antikorların sentezlenmiş olacağı yeterli süredir. Zaman içinde duyarlıkları artmış olan serolojik testler ile, temastan ortalama dört hafta sonra, Anti-HIV antikorlarını saptamak olasıdır. “Serolojik pencere dönemi” şeklinde isimlendirilen bu dört haftalık dönem sonunda eğer ELISA testi “pozitif” bulunur ise, bu durum kişinin virus ile temas ettiğinin göstergesidir; ancak gelişmeler sonucu duyarlıklarının yanı sıra, özgüllükleri de optimal düzeye yaklaşmış olan ELISA testlerinde, herşeye rağmen çeşitli nedenlere bağlı olarak “yalancı pozitif” sonuç alınması söz konusudur. Bu nedenle iki kez yinelenen ve ELISA ile pozitif bulunan kan örneklerinde, “ilave testler” ile durumun kesinleştirilmesi gereklidir. Bu amaçla en sık başvurulan test “Western Blot” doğrulama tekniğidir; yeterli özgüllüğe sahip olan bu teknik ile pozitifliğinin doğrulanması, kişide Anti-HIV antikorları bulunduğunun kesin kanıtıdır.

HIV tanısı amacıyla, Anti-HIV antikorlarının “hızlı testler” şeklinde tanımlanan yöntemlerle de araştırılması olasıdır. Ancak aynı reaktifler kullanılsa bile, ELISA esasına dayanan hızlı testlerde, non-spesifik bağlanmalardan kaynaklanan yalancı pozitifliği söz konusu olabileceği; özellikle kalite kontrolünün ve danışmanlık hizmetinin bulunmadığı ortamlarda (muayenehaneler, acil servisler veya bireylerin testi satın alarak bizzat evlerinde kullanmaları gibi) uygulanmalarının sakıncalı olabileceği görüşü ağır basmaktadır.

HIV tanısı için ELISA yönteminin yaygın olarak kullanımının yanı sıra, bazı durumlarda HIV-antijeni veya HIV nükleik asitinin araştırılması gereklidir. Virusun yapısal bölümlerinden biri olan p24 antijenini, yine ELISA tekniği ile kanda aramak olasıdır. Ancak, henüz antikorlar oluşmadan önce, temastan iki hafta sonrasından başlayarak dolaşımda p24 antijenine kuramsal olarak rastlamak mümkün ise de, yönteme bağlı duyarlık sorunları nedeniyle, antijen aranması erken tanı için uygun değildir. Buna karşılık, günümüzde hergün daha başarılı biçimde sürdürülen tedavi protokollerinin izlenmesinde, antijen testinden yararlanılabilir. Benzer şekilde “erken tanı” amacıyla,temastan sonra ortalama 10-12 gün sonunda HIV-RNA’sını moleküler biyoloji teknikleri ile (RT-PCR,b.DNA,NASBA...) göstermek olasıdır. Ayrıca Nükleik asit (HIV-RNA) araştırmalarını kantitatif olarak gerçekleştirmek, ve kısaca “viral yük” olarak tanımlanan virus miktar tayinini saptamak da mümkündür; bu uygulama, özellikle tedaviye seçilecek kişilerin belirlenmesinde, ve tedavinin etkinliğini araştırmada başvurulan önemli bir yöntemdir. Ayrıca kullanılan antiretrovirallerle direnç gelişiminin izlenmesinde; infekte anneden bebeğe bulaş riskinin ön görülmesinde; ve nihayet HIV infeksiyonlarından AIDS’e geçiş döneminin belirlenmesinde moleküler biyoloji yöntemlerinden yararlanılır.

Sonuç olarak; HIV infeksiyonlarının laboratuvar tanısı için, standart referans yöntemin ELISA ile Anti-HIV antikorlarının araştırması olduğunu; her ELISA pozitifliğin WB ile doğrulanması gerektiğini; ancak her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz özelliklerinin bulunduğunu ve nihayet göstergelerin evrim şeması gözardı edilmeksizin, belirli bir dönemde alınacak örneklerle en uygun testin kullanılması gereğini belirtmek gerekir. Ülkemizde de bir süreden beri, belli referans laboratuvarlarında kullanılan “viral yük” tayini ise özellikle antiviral tedavinin etkinliğinin belirlenmesinde gerekli ve yaralı bir testir.

















HIV Vücudu Nasıl Etkiler?
AIDS'e neden olan virüs ilk defa 1983 yılında Dr.Luc Montagnier tarafından kaydedilmiş daha sonra Paris Pasteur Enstitüsündeki bilim adamları tarafından izlenmeye devam edilmiştir.Enstitü araştırmacıları virüse Lymphadenopathy-AssociatedVirüs (LAV) adını vermişlerdir.Çünkü bilim adamları virüse bir hastanın lenf düğümlerinde rastlamışlardı. Bu araştırmalarla aynı zamanlarda, başka bir yerde Dr.Robert Gallo ve meslekdaşları Ulusal Kanser Enstitüsü'nde yaptıkları araştırmalarda AIDS virüsünün izine rastladılar.Dr.Gallo ve meslekdaşları virüse Human T-Cell Lymphotropic Virüs III (HTLV-III) adını verdiler.Gallo ve personeli yeni tanımladıkları bu virüse benzeyen diğer virüsleride ayırarak ayrılan virüsler HTLV-I ve HTLV-II isimlerini verdiler.Yeni tanımlanan bu virüsün etiketlenmesinden sonra Uluslararası Virüs Sınıflandırma Komitesi (International Commite on The Taxonomy of Viruses) virüsün adını Human Immuno Deficiency Virüs HIV olarak belirledi. Halen tıbbi topluluklar virüsün tanımlanmasında bu ismi kullanmaktadır.
HIV diğer virüslerden çok farklıdır.HIV virüsü retrovirüsler olarak bilinen özel bir aileye mensuptur. Retrovirüslerde diğer virüsler gibi sıkıca paketlenmiş bir genetik yapıya ve protein kılıfına sahiptir. Retrovirüsler genetik bilgilerini Deoxiribonukleikasit DNA yerine Ribunükleikasit RNA larında saklarlar. Retrovirüsler kendilerini eşlemek, yani viral RNA larından yeni bir DNA oluşturmak için reverse transcriptase adı verilen bir enzimi kullanırlar.Yani oluşturulan DNA virüsün etkilemek istediği hücrenin DNA sıyla birleşir.Virüsün oluşturduğu DNA ile birleşen hücre DNA'sı provirüs olarak adlandırılır.
Provirüs hücrenin genetik yapısının tamamını kendi kendini sürekli yenilemek için kullanır.Bu durumda retrovirüsler diğer virüslerde olduğu gibi yeni virüsler oluşturabilmek için gerekli mekanizmayı bulaştıkları hücreden temin ederler. HIV virüsünün ilk hedefi T-4 yardımcı hücresi (AKYUVAR) adı verilen beyaz kan hücreleridir.Akyuvarların görevi bağışıklık sistemini yöneterek istenmeyen organizmalara karşı vücudu korumaktır.HIV virüsü vücuda herhangi bir şerkilde bulaştıktan sonra, eğer hemen aktifleşirse, akyuvar hücrelerine saldırır ve hücrenin içine girer.Hücrenin içine girmesiyle birlikte akyuvar hücresinin genetik maddesini kullanarak kendini eşlemeye ve çoğalmaya başlar.Yeni virüs partikülleri kendilerini kan akıntısına bırakarak enfekte edecek yeni akyuvar hücreleri aramaya başlarlar.Bir akyuvar hücresinin içinde HIV bulunması bu hücrenin görevini kısmen yada tamamen yapamaması anlamına gelmektedir.Akyuvar sayısının azalması vücut bağışıklık sisteminin normal zamanda kolayca başedebileceği enfeksiyonlarla artık başedemeyecek duruma gelmesi demektir.Bu fırsatçı enfeksiyonlarla ilgili komplikasyonlar kişinin ölümüne neden olabilmektedir.
Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşidi olan makrofajlarda AIDS virüsü tarafından enfekte edilebilir.Makrofaj hücreleri kan dolaşım sisteminin dışında kalan bölgelerde mevcut olan organizmalarla savaşırlar.Makrofaj hücreleri beyine dahi taşınabilirler.HIV virüsü makrofaj hücrelerini kullanarak beyine girdiğinde glial hücrelerine saldırır.Bu hücreler sinir sistemi için yapısal destek ve izolasyon sağlayan hücrelerdir.Eğer virüs bu hücrelerin büyük bir kısmını yok ederse, kişinin akıl ve düşünme fonksiyonları tekrar onarılamıyacak bir hal alır. HIV virüsü hakkında açıklamalar kişiden kişiye farklılık göstermektedir.Çünkü enfeksiyonların sınırı insanların yakalandığı mantarsal, bakteriyel ve viral hastalıklarla birlikte çok geniştir.Fakat çok sık duyduğumuz iki hastalık Kaposis Sarcoma ve Pneumocystic Carinii Pneumonia'dir. Kaposis Sarcoma kan hücresi kanseri olarak bilinir.Kan kanseri hastalarının derilerinde portakal rengi bölgeler oluşmaya başlar.Bu bölgelerin vücut içinde olması ve dışarıdan görünmemeside olasılıklar dahilindedir.Zamanla oluşan bölgelerin sayısında ve büyüklüğünde iki kat artma görülür.Hastalık zaman geçtikçe vücudun her tarafını sarar. Pneumocystic Carinii Pneumonia AIDS hastalarında en çok görülen fırsatçı enfeksiyondur.Hastalığa protozoan adı verilen tek hücreli mikroskopik bir canlı organizma neden olur.PCP hastalrında hastalığın ortaya çıkmasıyla beraber şiddetli yorgunluk, kilo kaybı, ateş, kuru öksürük ve nefes almakta güçlük görülmeye başlar.Hastalığın şiddetli olması nedeniyle hastanın mutlaka bir hastanede kontrol altına alınması gerekir.PCP'de diğer AIDS ilgili hastalıklar gibi tedavi edilebilir; fakat bağışıklık sistemi ve ilgili problemlerin yok edilmesi mümkün olmamaktadır. AIDS hastaları, şakınlık, hafıza kaybı, denge kaybı, kekeleme, felç gibi problemeler oluşturabilen bazı enfeksiyonlardan kolayca etkilenebilirler.Bu problemler beyinin direk olarak HIV virüsü ile etkilenmesinden yada texaplasmosis (cryptoccoccal meningitis) adı verilen bir hastalıktan kaynaklanmaktadır.Görülen diğer hastalıkların HIV enfeksiyonu taşımayan kişilerde görülmesi çok nadirdir. AIDS tedavisinin bulunma süresi araştırmalar devam ettikçe değişmektedir.Bu arada araştırmacılar virüs ve hastalık hakkında daha fazla tecrübe edinmektedirler.Yapılan araştırmalar AIDS'in ortaya çıkma süresinin ortalama 7 ila 8 yıl olduğunu söylemektedir.Bazı vakalarda bu süreden daha sonra AIDS hastalığının görünmeye başladığı doğrulanmıştır.Halen kayıtlarda 10 yıl önce AIDS virüsü ile enfekte olmuş ve daha hiçbir AIDS belirtisi göstermemiş hastalar mevcuttur.








HIV Tarafından Etkilenen Bağışıklık Sistemi Hücreleri
ADI YAPISI / GÖREVİ AIDS'in ZARARI
CD4+T Hücreleri APC (antijen sağlayıcı hücreler) tarafından sunulan antijenin tanınmasına yardımcı olur.(MHC Sınıf II bağlamında) Zamanla fonksiyonel ve poliferative zayıflama
CD8+T Hücreleri Cytotoxic (Hücre öldürücü) T hücreleridir. APC tarafından sağlanan antijeni MHC Sınıf I bağlamında tanır.Enfekte olmuş hücreleri yada kanser tarafından değiştirilmiş hücreleri öldürür. Zamanla etkilenen hücre sayısının çoğalması ve beraberinde gelen fonksiyonel zayıflama
Bellek T Hücreleri Bu hücreler aynı antijene ikinci defa yanıt verilmesini hızlandıran T hücreleridir. Bu hücreler ayrıca CD45 alıcı hücreleri olarak belirtilir. (CD45 RO saf hücreler olarak adlandırılır) CD45 hücreleri görev yapamaz hale gelir.
B Hücreleri Extra hücresel antijenleri tanımlar ve antikoru plasma hücreleri sayesinde vücuttan çıkarır. Kandaki immunoglubilin (antikor) seviyesinin normalin aşırı derecede üstüne çıkması(Hypergammaglobulinemia)
Kırmızı Kan Hücreleri (Eritrositler) Vücutta oksijen ve besinin taşınmasını sağlarlar. AIDS'in gelişmesi ile birlikte kandaki oranının ciddi bir şekilde zalması.Tedavi ilçaları ile birleşince anemi hastalığı.
Monosit/Makrofajlar Antijen ortaya çıkaran hücreler APC'ler HIV bu hücreleri direkt olarak etkiler ve cytokine üretimi engelleninceye kadar kendini göstermez.
Dendritik Hücreler Antijen Sağlayan Hücreler APC'ler. Zayıflayan fonksiyon.
Foliküler Dentritik Hücreler Deri ve mukoza zarlarındaki enfekte olmuş bölümleri yakalamaya çalışır. HIV bu hücreleri zarar görmemiş mukoza membranları yolu ile tüm vücuda yaılabilmek için kullanır.
Gövde Hücreleri Tüm kan ve bağışıklık sistemi hücreleri için öncü hücrelerdir. Bilinen kadar ile direkt olarak etkilenmez fakat zarara uğrayabilir.Ayrıca tedavide kullanılan ilaçlarda zarar verebilir.
Doğal Öldürücü Hücreler Antikorlarlarla örtülmüş yada işaretlenmiş hücreleri öldürmeye yardımcı olur. HIV tarafından fonksiyonu zayıflatılır.
Nötrofiller (Neutrophils) Beyaz kan hücresi çeşididir. Fonksiyonlarda zayıflama
Bazofiller (Basophils) Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Histaminleri serbest bırakırlar. Direkt olarak etkilenebilirler. Etkilenmesi durumunda histamin çıkışında büyük bir artış meydana gelir.
Osinofilller (Eosinophils) Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Vücuttaki peroksit ve anti bakteriyel maddeleri serbest bırakır. HIV Tarafından etkilenebilir.
Megakarositler Öncü hücredir. HIV tarafından etkilenir.

 Bu makaleyi yazdır
Benzer konu aramaları
Bu makale toplam 1130 kez okundu.

Burada reklemlerınızın görünmesini istermisiniz?

Arananlar : AIDS - Nedir AIDS Nedir


Bu konuya yorum yazmak ister misiniz?



Adınız :
E-mail Adresiniz :
Yorumunuz :

cinsel sağlık, sağlık hizmetleri, anadolu sağlık, sağlık ürünleri, diyet, dietband, sağlıklı diyet, sağlık kuruluşları, sağlık sigortası, sağlık raporu, sağlık ocakları


sağlık meslek lisesi, sağlık bilgisi, sağlık resimleri, hamilelik videoları, doğum videosu, doğum videoları, sağlık ve çevre, sağlık ve temizlik, yanık tedavisi, yanık tedavileri, estetik ameliyatlar, ameliyat olmak, diyabet doktorları

stres atma yolları, sporun faydaları, lenf kanseri, bademcik şişmesi, boğaz kanseri belirtileri, sekonder hiper tansiyon, hipertansiyon, pregnly ilacı hakkında bilgi, sütten zehirlenme, gıda zehirlenmesi, gıda zehirlenmeleri, hipoglisemi nedir, ateş, hus ağacı, hepatit b aşısı nerede yapılır, çocuklarda kan basıncı nedenleri, gebelik belirtileri, tupbebek tüpbebek tup bebek tüp bebek


sağlık haber sağlık bebek sağlık bilgileri, sağlık diyet, sağlık merkezi, sağlık mevzuatı, sağlık rehberi, sağlık nedir, sağlık sitesi, sağlıklı çocuk, kadın sağlığı


stres atma yolları, sporun faydaları, lenf kanseri, bademcik şişmesi, boğaz kanseri belirtileri, sekonder hiper tansiyon, hipertansiyon, pregnly ilacı hakkında bilgi, sütten zehirlenme, gıda zehirlenmesi, gıda zehirlenmeleri, hipoglisemi nedir, ateş, hus ağacı, hepatit b aşısı nerede yapılır, çocuklarda kan basıncı nedenleri, gebelik belirtileri, tupbebek tüpbebek tup bebek tüp bebek


Toplam makale : 2077
Toplam Kategori : 51
Toplam Okunma : 603770
Online Ziyaretçi : 5


sağlık haber sağlık bebek sağlık bilgileri, sağlık diyet, sağlık merkezi, sağlık mevzuatı, sağlık rehberi, sağlık nedir, sağlık sitesi, sağlıklı çocuk, kadın sağlığı

Bebek Bakımı,Diyet, Egzersiz, Tedavi,Kadın Sağlığı, Dengeli Beslenme, Sağlık

Diyet dergisi sağlıklı diyet